belirsizlik sancısı…

27 Ara 2010

Sevdadandır dedi annem, aldırma…”

Gelecek gözlerinde…

Mutluluğu aşkta ararken, aslında mutsuzluğun ta kendisini de aşktan almamız ne garip. İstenilen ve alınan bu kadar tutarsız olabilirdi.

İyi veya kötü bir gelecek olabilir ama insanı asıl öldüren şey geleceğin belirsizliğidir. Belirsizliğin verdiği endişe ve o derin sancı ölümden farksız bir nefes alamama durumu gibi. O belirsizlikte kendinizi o kadar soyutlarsınız ki, yolda yürürken tek bir insan bile size dönüp bakmaz, yoksunuzdur adeta. Sizi duyup görselerde anlamazlar, bundandır zaten soyutlanmanız. Duyup anlamamalarını, hiç duymamalarına tercih edebileceğim gibi “Ya duysalardı?” nın verdiği merak benim için yeterli bir umuttur. Her ne kadar Bacon’ın dediği gibi; umut iyi bir kahvaltı, kötü bir akşam yemeği olsada, sizi bu belirsizlikten bir an bile kurtarabilecek olması onu oldukça değerli yapıyor. Unutulmaması gereken nokta ise, umudun hayal kırıklıklarının temelinde yatan şey olduğu.

december… december…

27 Ara 2010
Hello, I’m Bob

soğuk bir cumartesi günü, yıl sonu dolayısıyla yılbaşı yaklaşmakta, ilişkinle ilgili soruların kafanda yarattığı karışıklık ve bu karışıklığın verdiği istemsiz bir hüzün. yarınına dair yaptığın planların hiç bir önemi yok çünkü bugününü yaşayamıyorsun. teselliye ihtiyacın var, hepimiz isterdik başımızı göğüsüne yaslayabileceğimiz bir bob. ama yok, bu gerçek biraz acı verici. perişan halde olmayı kabullenmeyi bırak, artık bu durumu kendine fazlasıyla yakıştırıyorsun bile.

garip aslında telefona gelen bir yeni mesaj dahi yok, ne bir haber ne bir söz, sadece davranışlarından çıkardığın o soğuk hava ve şüphe. lakin tecrübelerinle öğrendiğin bir gerçek var karşında; şüphen varsa, gerçekleşir

bir yandan sıkılıp zamanın çabucak geçmesini isterken, bir yandan da bu akıp giden zaman içinde hiç bir şey yapmamak, ve sadece günlerin geçmesini seyretmek seni hüzne boğuyor. zaman aksa da akmasa da senin için hep bir sıkıntı, hep bir dert. belki yeni aşklara yelken açmalısın ama sana hiç bir rüzgar yardım etmiyor. bir kasırga lazım, seni peşine takıp götürebilmesi için…

neler oluyor hayatta?

14 Ara 2010

dünyada ve türkiye’de enteresan gelişmeler var. peki şu sıralar neler oluyor 21. yüzyılın Samanyolu galaksisinde;

  • wikileaks diye bir şey var.
  • mona lisa’da büyüteçle yeni harfler keşfedilmiş. o kadar mor ötesi ışınla inceledikten sonra yeni akıllarına gelmiş büyüteçle bakmak.
  • anne karnında tekmeyle çocuklar ölmekte.
  • yılbaşı, dolayısıyla yıl sonu geliyor. bu da demek oluyor ki bu senede bekar gezelim.
  • istiklal caddesinde havaya atılan mavi şeyler, hala atılıyor, ve merak ettiğim şey ise onları satın alan var mı acaba?
  • serdar ortaç hala kolayca sevememekte.
peki bunlar yaşanırken ben ne yapıyorum? işte o güzel bir soru. ne yapıyorum?
aslında insan kendisine “şu sıralar ben n’apıyorum” diye sorduğunda  tatmin edici bir cevap bulamaz çoğu zaman, bence bu yaptığımız şeyleri bilinçli yapmadığımız sonucunu ortaya çıkarıyor. anlık zevkler uğruna fazlaca iş yapıyoruz ve gün sonu, o çok klişe bir biçimde kafamızı yastığa koyduğumuz zaman pişmanlıklar oluşuyor. anlatmak istediğim; sevgilimden ayrıldım çok yalnızım.

 

gülsün yüzümüz – batesmotelpro

12 Ara 2010

şu sıralar yüzümü güldürebilen pek nadir şeylerden biri batesmotelpro. özellikle tuttur en kral sensin ve buz gibi biraderler “bira keyfimi kaçırma” harika.


Tuttur En Kral Sensin;

tavuk yetiştirdim, hep uçtular
muz işine girdim, ama soydular
dövme yapayım dedim, beni dövdüler
yeeettteeeeerrrr!!!
zengin olmam lazım benim, kör talihim

gel sana bi temiz kupon yapalım
neymiş o? neymiş o?
para bahiste banko
bir koy onbeş versin
tuttur en kral sensin

atletico barcelona
atletico barcelona
deportivo osasuna
deportivo osasuna yer onu

çok biliyoooooon
kupon benden sorulur
benim adım nazmi
geçen öyle dediydin
kevgir oldu helsinki
nazmi ne derse odur
ben yazdım gitti

televizyonu aç
maça bakalım
bismillah goool
dur ulan biz yedik
lan nazmi! bismillah!
hooop!! dur ulan sen kimsin?
cemil… nazmi’nin kardeşi
tamam, sen bize şans getir
goooool gol gol gol gol gol gol
düdüğü çal hakem artık
maç bi türlü bitmiyor
ve kazandık
bizim kupon tuttu maç bitti
nazmii… nazmiiii

Video, Nightwish – Phantom Of Opera ve  Queen – Bohemian Rhapsody‘nin coverlarını içeriyor. Ayrıca tuttur.com un reklamı gibi görünüyor. Ancak yinede oldukça komik ve başarılı.

Buz Gibi Biraderler “Bira Keyfimi Kaçırma”


kelek karpuz (ıyyy)
bıyıkta ayran (vuıyyy)
pazartesi (ıyyy)
baş ağrısı (ıyyy)
sıcak bira (ıiyyyy)
megan fox (yeahhh)
tuttu frutti (uuuu)
köpek yavrusu (ayyyy)
batesmotel (prooo)
sütlü nuri (yeee)
buz gibi bira (yeahhh)
nassın eyisin (eyii)
naptın nettin (ey eyyy)
ye kürküm (yeee)
görüntü gitti (aaa)
görüntü geldi (yeaaa)
%½æ#$!? (neeee)
zııııt erenköy (aaa)
komşu komşu (huuu)
yalnız kızlar (aaeaea)
şimdi bi de ı (ııııııı)
pişmiş aşa (suuu)
ses efekti (tkşşş)
şimdi dinleee…

yaza girdik ne ki gölge
çok sıcak geçer gecesi de öyle
bara girdim hani barmen
bırak boşver gelmesin madem
hatunu gördüm bira elinde
açtı kapağı fıs dedi akabinde
buz gibi oldum kanım dondu
benim biramın üzerine de kondu
dedi naber dedim iyidir
dedi eee dedi dedim nee dedim iyidir
dedim ne dedin dedi ne dedi
kim dedim dedi kim ne dedi dedi
hava sıcaktı beynim aktı
döktüm birayı kafayı kafa açtı
çektim kafayı kafayı biri açtı
açtım kafayı birayı kapak açtı

Bu da hip-hop kliplerine yapılmış bir parodi ve en az Tuttur En Kral Sensin kadar eğlenceli.

batesmotelpro‘yu takip edebilmek için;
Facebook – Batesmotelpro
Youtube – Batesmotelpro

Aşkın çalmaması gereken kapı… Ben.

11 Ara 2010

o kadar klişeleşmiş bir şey ki, sadece bu sıradanlığı yüzünden tiksindim zaten. evet, yakın arkadaşlarımdan biri bana aşık oldu. suç onun mu? tam değil…

aşkları bir yüzdeye koyarsak, hatrı sayılı bir kısmı arkadaş aşklarını oluşturur. ve bu arkadaşlarda genelde çok yakın olduğunuz arkadaşlar olur. peki yakın arkadaşlar nedir? hemen her şeyi paylaştığınız, yakın olduğunuz ve ilgi gösterip ilgi gördüğünüz arkadaşlardır. bu arkadaşlar birbirini anlar ve düşünceleri hemen hemen aynıdır.
öyleyse aşkın temelinde yatan şeylerden bazılarının ilgi, paylaşmanın gücü, birbirini anlamak olduğunu kanıtlamış oluyor gibiyiz.

hiç tanımadığınız bir kişiye aşık olduğunuzda ise bu temel şeyler soyutlaşıyor ve şuna dönüşüyor;

“bana ilgi gösteriyor gibi”
“birbirimizle çok şey paylaşabiliriz”
“bence birbirimizle çok iyi anlaşırız”

bu sebeptendir ki aşk, durumlara, şartlara göre değişim gösteren bir olgu.

bizim bana aşık arkadaşa bir cevap vermedim, zaten bana da söylemedi, başka birinden duydum ancak öğrendiğimin farkına varmış. ben ise bunun bir başka arkadaşına deyim yerindeyse yavşadım, ve büyük ihtimalle haberi oldu ki beni komik bir biçimde facebook’tan iğnelemeye başladı. (:

beni en çok eğlendiren şey ise hiç tanımadığım kız arkadaşlarıyla facebook’ta arkamdan gerek durum paylaşımları, gerek bağlantı paylaşımlarıyla konuşması. uzun boyuma, dengesiz davranışlarıma ithafen yazdıkları şeyler beni öylesine eğlendiriyor ki. hemende belirtmeliyim ki bu sözlerimin arkasında aslında bu sözlerden fazlasıyla rahatsız olan ama öyle görünmemeye çalışan bir kişilik yatmamakta. zaten konumuzda bu değil;

asıl konumuz bize karşılık vermeyen bir kişi için bu tip yaklaşımlara girmenin ne kadar doğru ve mantıklı olduğu? o da bizi sevseydi dünyanın en muhteşem insanı olabilecek biri, bizi sevmedi diye dünyanın en büyük şerefsizine mi dönüşmeli? her şey bizim isteklerimiz doğrultusunda mı gerçekleşmeli, aksi halde bu dünyanın çivisi mi çıkmış oluyor? belki de -görmek istemediğimiz onca şeyi hiçe sayarak söylüyorum ki- bu dünyada bize karşı hiç iyi şeyler olmuyor, ve sadece onun bizi sevmesini istememiz, her şey istediğimiz gibi olmak zorunda düşüncesine sahip olduğumuz anlamına mı geliyor?

dahada önemlisi bu soruların bir cevabı var mı?

olur öyle…

04 Ara 2010

günler yorucu geçiyor; “birde yarimin hasreti yüreğime oldu ek, şu bitmeyen dertlerle tek başımayım ben tek”

garip bi durum aslında, görmediğin birine aşık olabilir misin? ona bağlanabilir misin? bu neden böyle? krema nasıl böyle güzel kokar?

kafamda bunlar gibi binlerce soru var, işimiz zor yani. her şey iyi giderken, işler hiç olmaz dediğin bir anda tersine döner ya, ne olduğunu anlayamadan kalırsın öyle. aslında bu korku içinde hep vardır ama derinlerde saklanmıştır, dışarıya çıkartmak istemezsin, o şüphe orada kalmalıdır hep. ne gerek var böyle şeyler düşünmeye şimdi, her şey çok iyi işte dersin. ama o şüphe hep içini kemirir, ve bir gün gerçekleşir…

peki şimdi ne yapacaksın?

Müzik Tavsiyeleri

07 Eki 2010

Last.FM sayesinde birçok şarkı ve grup keşfedebiliyorum. Gerek indie grupların gerekse popüler grupların şarkılarına da yine Last.FM ve bir Google Chrome eklentisi sayesinde dinlemek mümkün hale geliyor benim için.

Belli bir müzik türüne bağlı kalmadım. Bir çok türden müzik dinledim. Ancak en çok dikkatimi çeken alternatif rock ve post-rock oldu. Rock türünde aklınıza gelebilecek hemen her sanatçıyı dinledim. En beğendiklerim arasında; Coldplay, Placebo, Snow Patrol, Deep Purple, Pink Floyd gibi gruplar mevcut. Şu sıralarda kendilerini epeyce bir dinliyorum. Bu sayede birçok güzel şarkı dinledim, işte size tavsiyelerim;

  • Deep Purple – Perfect Strangers
  • Deep Purple – Hush
  • Pink Floyd – Hey You
  • Coldplay – The Scientist
  • Snow Patrol – Run
  • Red Hot Chili Peppers – Dani California
  • Placebo – Infra-red
  • IAMX – Think of England
  • Mooncake – Message From Arecibo
  • Gorillaz – Clint Eastwood
  • Kwoon – Kwoon
  • Aerosmith – Dream On
  • Lil’ Wayne – Wasted
  • Apocalyptica – Nothing Else Matters (Aynı zamanda Metallica’dan da dinleyin)
  • Metallica – Battery
  • Metallica – One
  • Metallica – The Day That Never Comes
  • Nickelback – How You Remind Me
  • Uaral – Depression
  • Radiohead – Karma Police
  • Stone Sour – Through Glass
  • Led Zeppelin – Stairway To Heaven

Sizlere şimdilik güzel bir playlist olur. :)

Ek olarak Last.FM sayfam.

Uh! Ah! Dev Adam! 12 Dev Adam!!!

12 Eyl 2010

FIBA World Championship 2010 Turkey
Açıkça söylemek gerekirse, turnuvadan önce bu noktaya kadar gelebileceğimizi ön görmüyordum. Ancak 7 maçında da üst düzey performans sergileyen Türkiye yarı finale kadar gelince hepimizin beklentileri, dolayısıyla da heyecanı arttı. Sırbistan’ın şimdiye kadar karşılaştığımız takımlardan daha tehlikeli bir takım olduğunu biliyorduk ancak, nasıl ki Slovenyayı ve onların etkili silahlarını durdura bildiysek aynı şeyi Sırbistan karşısında da yapabileceğimizi düşünüyordum. Lakin maç başladığında işler pek öyle gitmiyordu.

Şunu açıkça söylemeliyim ki; Türkiye’nin ev sahibi avantajını %100 kullandığını söylemek yanlış olur. Özellikle Sırbistan maçında bunu açıkça gördük. Takım durdu, seyirci durdu! Tribünlerde takıma endeksli bir seyirci vardı, dolayısıyla maçta tutuk olan Türkiyeyi ileriye doğru itecek bir güçte oluşturamadılar ne yazık ki. Maç boyunca da seyirciyi hareketlendirmek için yapılan anonslar da bunun bir göstergesi.

Bugün tekrar tekrar öğrendiğimiz bir diğer şey ise, savunmamızın bizim için en önemli şey olduğu. Savunma varsa, Türkiye var. Maçta dışarıdan oldukça rahat atışlar bulan Sırbistan’ın üçlük isabet oranı da yüksek olunca bizim için tehlike çanları çalmaya başladı. Ne yapıyorduk bilmiyorduk ama, şunu çok iyi biliyorduk ki, savunma adına yaptığımız pek fazla bir şey yoktu. Özellikle turnuvada geride bıraktığımız maçlarla kıyaslanırsa.

Şans faktörü de vardı tabii işin içinde, oldukça şanssızdık. Attıklarımız resmen potanın içinden geri çıkıyordu. Toplar elimizden kayıp gidiyordu adeta. 3 fast break şansı o kadar basit hatalarla değerlendirilemiyordu ki, bu fast breakler kolay sayı bulmakta zorlanan Türkiye için can simidi niteliği taşıyordu.

Son çeyreğin sonlarına doğru ise maçın akışı değişti, Semih Erden’in yaptırdığı kasti faul sonucu hepimiz ekran başında “Kasti FAUL! Kasti FAUL! KASTİ KASTİ KASTİ FAUL!” diye bağırdık.

Son 4 saniyeye 1 sayı geride girdik, sonra ne mi yaptık? Tam olarak şunu;

http://www.youtube.com/watch?v=gZcInoO0GBM

Milena’dan Max Brod’a…

05 Eyl 2010

Milena Jesenska Sizden çok büyük bir dileğim var; bilirsiniz, Franz yazmaz durumunu, ‘iyiyim’ diyor, ‘sağlığım gereğinden daha da iyi’ deyip geçiştiriyor hep. Çok güç bu sevgili adamı anlamak. Onun için size yakarıyorum, gerçekten yakarıyorum size: Üzüntülerinin nedeni bensem, ağrılarına benim yüzümden katlanıyorsa, hemen yazın bana, olur mu? Ele vermem sizi söz veriyorum. Yazacağınızı ummak bile rahatlattı beni. Nasıl yardım edebilirim ona, bilmiyorum; gene de bir yardımım dokunabileceğini sezinlemiyor değilim. İnsan sizi sevmek, sizinle övünmek zorundaymış. Franz öyle diyor. Ben de aynı şeyleri duyuyorum sizin için: Sonsuz bir güven var içimde size karşı, şimdiden teşekkür ederim.

Milena Jesenska, 21 Temmuz 1920

İstanbul Haydarpaşa Tren Garı #2

31 Ağu 2010

Yer: Kadıköy İskelesi
Tarih: 05 Haziran, 2010

deviantART linki;

http://mylifer.deviantart.com/art/Istanbul-Haydarpasa-Terminal-3-177415682


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.